bu ne post bu ne lahana turşusu!
Endirek bir gozlemim var.
Memleket meselelerine sosyal medya aktivisti, sosyal taraflari bir o kadar lordlar kamarasi arkadaslarim var.
Boyle olunca dusunuyorum.
Aydin olmak zor is dostlar. Hem memeleket meselerini dert edinip, duyarli olucan post edip share’i tikliycan, hem is basa dusunce kucuk burjuva tavrini takinip bunlar benim kisisel hakkim deyip oturucan. of ki ne zor..
Uzun zamandir bu mevzu sasirtiyor beni.
Sanirim herseyin paketi cok onemli. A saskinlar.
Ha babam post, ha babam share.
Facebooktan oy verilse ya! Poke RTE.
Beni uzen memleket meselelerine duyulan mesafenin duyarli olmakla kustahlasmak arasinda duraklayan bekleme yapan zihinleri. Duvarlari wall’dan ibaret zihincikler.
Sanirim sosyal medya aktivistligi ve sosyal kisi aktivistiligi birbirinden nohut ve zari kadar ayri seyler olmaya baslamis. Kabuk sert malum gaz yapar halbu ki ici ne de leziz ne de zararsiz olur. Hazmi kolay olur. Pisince kendilinden ayrilir, hamsa dis kirar, ciğse tatsiz olur.
Canın kopar!
Bugün bir mail aldım.
Çok içten olduğuna inandım.
Ben genelde bu tür haberleri… Mevzu hassas ne desem iki kere düşünmeliyim.
Bir başkasının başına gelen, diğerleri için ne kadar sıradan ben biliyorum. Ben babamın ölümünü an be an izledim.
Ellerimde öldü benim canım babacım. Canım koptu.
O sıradan hikayelerden diğerlerine!
Hal fena. Hayvancıkların hayatı için tıklayarak, reklam yaparak mama vermeyi vaadeden kampanyaları yayıyorum facebooktan. Buna mi elim gitmeyecek!
Bence öyle bir dünya ki bu, hani insan olsa şöyle derdik: ‘Aslında özünde iyi bir insan!’ Belki elinde değil. Belli ki elinde değil.
Hal bu. Şu kelimeler aklımda gidiyor, geliyor….İşte, bir sürü, can yanması, devam ediyor, reklam yaparak, ticari neden, yayarak, can kurtarabilirsek,
ah, keşke yapabilsek,,,,,,
O sıradan hikayeler NCIS yada CSI yada herhangi bir dizi, ölüm görmeye -HOUSE, hasta görmeye alıştık mı?!
Babam ameliyat olurken birden bir saniye beynimde yankılandı, ben 2 tane süper estetik cerrah tanıyorum demek.
Sean McNamara, Christian Troy.. Nip Tuck…tick tack
Uzun lafın kısası. Hayat çok güzel, dünya özünde iyi bir insan.
Bugün bir mail aldım. Bir dizi kahramanından değil! Yaşanan sıradan değil!
Alıştık. Alışmamak gerek. Yardım etmek hayat kurtarır.
Duyarsızlık marifet değil. Bir hayat çok değerli. Yukardaki tüm vah vahları elemek çok önemli.
Aşağıda maili aynen iletiyorum. Umarım hayat bulur bu çağırı…
Damarınızda dolaşan kanın bir başkası için yaşama umudu olabileceğini
düşünmüş müydünüz hiç?
Gizem, lösemi hastası. 16 yaşında, okul arkadaşları onun için bir
kampanya başlatmış. Uygun kan bulunana dek durmaya niyetleri yok gibi
görünüyor!
Ben Gizem’i yalnızca şuradan tanıyorum: kanindahayatvar.blogspot.com
Yalnızca buradaki yazısıyla dahi görülüyor hastalığın ona verdiği olgunluk.
Benim kim olduğumu sorarsanız, yalnızca blogunuzu ve pufpembeyi takip
eden biriyim. Her gün donör bulunamadan bitiyor ve ellerim kollarım
bağlı oturuyorum ben. Dayanamadım, aklıma gelen herkese ulaşmaya
çalışıyorum. Sosyal sorumluluk bilinci olduğunu düşündüğüm her insana
da mail atıyorum.
Donör olmasanız bile, en azından duyurmaya çalışmak onun umudunu artırır.
Mutlu ve sağlıklı bir hayat yaşamanız dileğiyle, iyi geceler…
Hilal G.
Sihir (once upon a time)
Sihire inanmayan birine, bir zamanlar sihirle dolu bir dünyada yaşamış biri dedi ki:
-Ben hatırlıyorum.
Benim lanetimde bu.
Hiç sihre inanmayan ve inanmayacak olan kanıt istedi
O da dedi ki:
-Gerçekliğini mi yok edeyim?
Ben bilgiyle kapana kısıldım.
Ne kadar acımasız olduğumu sanıyorsun ki?
Ait olmadığım bir yerde yaşamak yeterince zor, ama bunu bilmek, zihinde çelişen gerçeklikleri tutmak, işte o deli eder.
Ve ben de, o da biliyorduk ki sihre inanmayanın sihri aslında inanmamasıydı yoksa nasıl dayanılırdı ki bu dünyaya bu lanete ve bilgiye…
Puf Pembe
Puf Pembe ‘ye baktınız mı hiç?
Kendi yaptığım işleri bile pazarlamayı sevmiyorum ben, utanıyorum.
Ama bir yandan da beni takip eden insanlar yaptıklarımı da görsünler istiyorum.
O nedenle yaptığım ıvır zıvırlarla yazılarımı ayrı bloglarda tutuyorum.
Neler yapıyorum bakmak isterseniz tıklayabilirsiniz :)
Ya da facebooktan da takip edebilirsiniz.
Facebook için de bunun üzerini tıklamanız yeter.
Sevgiler, öpücükler.
Tek dil bilsen yeter oğlum!
Herkes bana bağnaz, yobaz neredeyse cahil muammelesi yapacak.
Herkes dünyanın ne kadar global olduğunu hatırlatacak, bariyerlerin ortadan kalktığını, sınırların azaldığını anlatacak.
Bense bunun bir kader olduğunu savunmaya çalışan, bir aidiyet, bir kimlik sorunu dillendiren biri olacağım sanırsınız. Sanarlar. Sanacaklar.
Temelde anlatmaya çalışacağım bu olmayacak halbuki.
Anlatmak istediğim savunduklarının, savlarının aslında beni yanlış anladıkları noktanın tam da ters köşesinde duran başka bir bağanazlık olduğu olacak!
Bunca ihtimal arasında doğduğun yerde doğmuş olmanın bir hata olduğunu önkabul edeceksin. Daha iyisi olduğunu önkabul edeceksin. Tabii ki de doğal olarak – doğal yanlış oldu – normal olarak kötüyü iyile değiştireceksin. Telafi edeceksin. Böyle bir telafi hakkın olmasına şans diyeceksin!
Amerika’da doğurma trendine katılmadığım için bana bencil diyen arkadaşlarıma anlattım. Anlatamadım. Doğurmadım Amerikalarda, bu nedenle Derin daha az şanslı da olmadı bence. Şimdi göğsümde mevzu. Çocuğu avrupalarda okula yollamak!
Mesela ana dili çok rahat ettirir insana, bu kadar rahat edebiliyor musun baska dili konuşurken? Dil demişken, 5 dil bilen biri olarak söyleyim bir dili konuşmak bir mantalite konuşmaktır bence. Cümle diziliminden vokabülerine, tonlamasindan dizilimine, anlamından yorumuna dil bir mantık konuşmaktır, mantık öğrenmek. Kafanın boşalıp tekrar doldurulması bir dili daha rahat konuşturur.
Londra’da çocuk okutmak Türkiye’deki belli başlı iyi, özel okullara kıyasla daha ucuz. Neredeyse bedava. Hem de eğitim daha iyi o nedenle yine bencillik yapmamak adına 2 kere düşünmeli.. İmkan varsa, yani şansın!
Bir çocuğun eğitimindeki önemli mevzuların başında ne gelir? Bence. Mutluluk. Mutluluk sağlık getirir bence. Kimliği olmali bir çocuğun bence dediğimde başlıyorum eleştirilmeye. Türkün Fransızmış, Türkün Ingilizmiş, Türkün Amerikalıymış gibi yaptığı bir şey değil ki kimlik, aidiyetsizlik. Kimliğin zaten sensindir.
Yani onca milyar insan arasından… Bir annen ve bir baban olacak. Onlar bir şehirde, bir ülkede yaşıyor olacak. Etnik kökeni, dini, dili, onlari o yapaduran bir takim şeyler içine sen doğacan. Sen o olacan. Ve bunun için, gökten düşen bir zar için pişmanlık duyacan! Upgrade olmak için iktidar söylemini benimseyip dünyanın çarpık sisteminin sana kabul ettirdiği, dayattığı bir gerçeği benimseyip upgrade olacan! Milenyum çağında, Mayaların 2012sinde hala ve hala…
Köydeki şehirde olmadığı için, İstanbul’daki NewYork’ta olmadığı için, müslüman katolik olmadığı için, dilim yetmediği tüm vah vahlar için ari bir ırk, upgrade olmuş bir dünya için el ele!!
Bence açık fikirli olabilmek iktidar söylemine, dayatılarına ve doğrularına karşı yenilikçi durabilmektir. Ben çocuğumun standart değil, karşı düşünme yetilerine sahip yetişmesini isterim. Ben herşeyden evvel insan yetiştirmek isterim. İnsanlığın, bilincin upgrade’ine ayan bir çocuk yetiştirmek isterim ben. Ben global olan tek dilin insanlık dili, göz dili olduğuna inanan bir çocuk yetiştirmek isterim. Ve bu dili iyi konuşmak için diğer tüm mantıkları geride bırakması gerektiğini bilen bir çocuğum olsun isterim.
Lahana bebekler gerçekmiş!

Hakiki mi bunlar diyor gören. Tahtalara vurun.
Uzun zamandır görmediğim çocukluk arkadaşım Zeynep mükemmel bir anne olmuş!
Bu kuzuları sevmeye gittim bugün. Günüm huzur doldu. Zeynep’in o gözlerinin içi gülen, huzur veren halini, o kuğu gibi süzülüşünü özlemişim.
Canım Zeynep!
Zeynep’in aslında abisiyle arkadaştık küçükken Kadri. Zeynep hayatıma öyle girdi çocukken.
Zeynep ağır işitiyor. İlk tanıştığımızda Kadri’den Zeynep’le nasıl daha iyi iletişime geçeceğime dair ip uçları yakalamak için incelerdim. Kelimeleri artiküle etmek yetiyordu sadece. Zeynep süper bir dudak okuyucu. Şarkılara bile eşlik edebilir dudak okuyarak. Çocukken çıktığımız mavi yolculukta her genç gibi akdeniz akşamlarını söylerdik.
Zeynep acayip cool’du. Hep. Sarı lüle lüle saçları, mavi gözleri… Özgündür, tarzdır, öncüdür, cesurdur. Londra’da okurken kimsenin giymeye cesaret edemeyeceği ayakkabılar onda olurdu. Saçları bir gün pembe… Ben Zeynep’i hep çok zeverdim.
Şimdi de tabii çok merak ediyordum.
İki bebekle nasıl başa çıkıyordu? Bu iki bebek gerçek miydi?
Bu meraklar tekrar beni Zeynep’le Kadri’nin peşlerine düşürdü. İyi ki…
İnsan çocukken çok saf ilişkiler kuruyor bugün bi daha anladım.
Bizi o sevgi sanki dün görüşmüş kadar yakın kılıyor.
Evet evet gerçek bunlar. Zeynep kadar gerçek!!
Ve ben o kadar mutlu oldum ki!
Canım Zeynep!
İsim vermek gibi olmasın
Evet bu ara pek isim verir oldum.
Ama naapiiimm. Mesela Hürrem Sultan’a üzülüyorum, kızına gıcık oluyorum.
Beyaz’s tahammül edemiyorum. Ben hep karşı takımı mı tutuyorum?
Yok. Beyaz Show başladı mı grrrrr brrrrr offfff rrrrrrrrrrrr. RRrr diyorum acaba ben de soylemeyi unuttum mu diye bu adamı dinlerken. Rrr ne de çok korkarmışım meğer r’leri unutmaktan. Söyleyebildikçe tekrar rrrlıyorum. Hani tansiyonun düşer bayılacak gibi olursun ya ben de öyle r’leri söyleyemememe ramak kalmış gibi hissediyorum.
Neyse Beyaz’la alakalı en samimi ve eğlenceli hssim budur işte. İçimde başkası adına utanma hissi uyandıran bu rRrrrrrr adam ne zaman ekrana çıksa offf inşallah başkası seyretmiyordur diyorum.
Bin senedir aynı espirler, aynı böğürden kompuşluk hissi vermeye çalışan bir ana kuzusu ama kendinden menkul bir ahlak anlayışı, ailemizin Beyaz’ı. Patavatsızlığa vurulan bir salya, ağızdan taşan bir ablaaaaaa, yengeeeeee, enişteeee edebiyatı. Of bu adamın temassal sevmeleri ekrandan fırlayıp beni parmaklıycak bir his veriyor!
Rencide etmek için değil aslında benim derdim başında belirttiğim gibi bir ekran karakteriyle. Asla ve asla kendisiyle değildir.
maritsa
Ben de begeniyorum elbet. Benim basim kel mi.
Kiz guzel bir kere, hem de cok kiskaniyorum ama sonra diyorum ki.
Bir proje gibi her gun evden cikarken 2 saat ne giysem derdiyle yanip tutusacan.
Kiyafetlerin ve nasil gorundugunle ilgili sayfalarca sikilmadan yazi yazacan. Her pozun kusursuz olacak.
O da yetmeyecek, bir de bu kiyafetlere tonla para harcayacan.
Ay ama bana cok sikici cookkk.
Bir insanin nasil bir motivasyonu olabilir ki bunu misyon edinebilmek icin. Benim hic anlayamayacagim ama derinden hep saygi duyacagim bir sey olarak kalmali bu mevzu.
Tas bebek kusursuzlugundaki kizlara adiyorum bu yaziyi.
Ayakkabin, cantan, tokan, ojelerin cok guzel.
Peki bana dogruyu soyle bu aciya deyiyor mu?
Önümüze bakalım
Bahar dalları açmış. Mini mini pıtırcık bombik çiçekler var. Şahane bir hava.
Terlikler, sabahlıklarla uyanır uyanmaz bahçeye hop güm.
Tombik pamuk yanaklar ağzımıza düşüyorlar sabahları bi kucak can konuyor koynumuza. Derin bizden erken kalkıyo…
Bababababa, gaakgaaakk meeeeee diyor :)
Hava Çok Güzeldi
Tüm gün bahçedeydik. Kahvaltı ettik. Ben çok iştahla yemek yerim. Lokmaları ağzıma atarken pek keyiflenirim. İştahsız ve ketum insandan korkarım. Bir de ince dudaklılardan.
Benim dudaklarım kalın.
Yine de bazen kendimden korkuyorum.
Bazen Derin yere paralel yürüyor. Yürümeyi yeni öğrendiği için, o zaman da çok korkuyorum. Düşecek diye. Ne kadar normal olursa, ne kadar gerekli olsa da önüne geçmek istiyorum. Yüreğim ağzımda, içim cozur cozur oluyor.
Aslında bazen her sabah ‘hah işte yine tehlikelerle dolu bir gün başladı’ diye kendi kendime eğleniyorum. Çocuklu olma hali insanı paranoyakça endişeye sürükleyebilir, her an buna engel olmak, kapılmamak gerekir. Mesela yatakta yanımda uyurken bile deprem olursa diye korkabiliyor insan. ENDİŞE! Endişe çok kötü. Korkuyla ilintili, bağlantılı sanırım.
Poetik bir yaklaşım ama gerçek- uyumadan önce Derin’e kitap okumaya başladım. Bayağa rahatlatıyor onu gibi duruyor bu hikaye okumalar. Keyiflendiriyor. Acaba ne kadarını anlıyor içeriğin. Yoksa sesim mi onu rahatlatıyor, kelimler buğu olup kendinden geçiriyor ve uykuya daldırıyor. Bilmem. Ama kitap alırken Derin’e bugün elim Pamuk Prenses’e vesaire gitmiyor. Kötü kalpli cadılar ve anne babasını kaybeden kahramanlardan söz etmek istemiyor ağız. İstemiyorum. İşte endişe deyince…
Bana yakın zamanda sorumsuz diyerek beni kovan kötü kalpli kadın! Bekar evinde, fingirdediği 2 çocuklu evli erkekle hangi sorumluluk ve sorunla uğraşıyor? Acaba neden endişe ediyor? Neden etmesi gerekenlerden bile etmiyor? En basidinden 2 kedi, 1 köpek, 1 bebek ve bir sevgili koca verip 1 hafta test etmek içinden geçiyor. İçimden geçiyor. Kaltak!!!
last night
Ne güzel heyecan duyardım. Yazardım. Sonra bu hal geldi üstüme. Ne yazsam kendimi Nil Karaibrahimgil gibi hissedip hemen kendimden hem de yazdıklarımdan uzaklaşıyordum.
Sonra farkettim yazmanın o rahatlatıcı hissini özledim. Zaten herkesin herşeyi bildiği varsayımından uzaklaşmalıydı.
Neyse işte. Dün uzun zamandır çıkmadığım gibi çıktım. Uzun zamandır anne değildim. Uzun zamandır dağıtmadım. Uzun zamandır içime bu kadar sinmedi bi çıkma ve aklım bu kadar geride kalmadı. İçim rahattı. Eve dönmedim. Kızlarlaydım….
İçim bugün de rahat. Sanki beklediğim normalizasyon başladı. Bu ne demek!
İçimden güldüm. Hatta gece bi çocuk bana saçların çok güzel dedi. Çocuğu sarılıp öpmek istedim ama öyle değil. 18ime bastığım gün bar kapısında kimlik soran adamı öpmek istediğim gibi. ( 30unda da soran olursa daha bi şevkle öpeceğim kesin :) Mutiş bi histi..
Böyle tuhaf sevinçler vardır ya hani. Geçen mesela eski erkek arkadaşımın kız arkadaşından ayrıldığını duydum çok sevindim. Şimdi istediği kızla dilediğince beraber olabilip, umarm mütiş aşklarla kendini mutlu etmeyi başarabilir diye düşündüm bu haberden sonra. Ama o olmazdı. Çünkü o kız beni çok kırmıştı!
Gotye dinledim aklıma geldi. Dinlemediysen dinle Somebody that I used to know…
Sonra dün çok yakınımın benden bi döneme ait yani o dönemde epey süregelmiş bir şey sakladığını öğrendim. Yani itiraf etti. İtiraf gibi de değildi. Sanki çok önemsiz bir şeyi söylemeyi unutmuş gibi yaparak laf arasına sıkıştırdı. Bu beni çok kırdı. Çok yakındık biz hani, hani kardeştik, hani hani?? Ama ben sana her şeyi anlatıyordum hani, sen benden neden sakladın ki! Bir anda yabancılaştıran bir haber çat diye koynuna düşüyorsa, koyun koyuna olduğunla arana girebilir mi?
Eveeeet yastıkevler iştee burdaaa
https://www.facebook.com/pages/Puf-pembe/205213586212290
http://dukkanlar.gittigidiyor.com/puf_pembe/







ormanda
Dün Derin’le Maçka Parkı’na kozalak toplamaya gittik. Oraya orman diyoruz.
Kozalakların kimini ağzına kimini çantaya attı Derin :)
Akşam evde boyadık.
Geçen hafta budadığımız dalları testereyle minik parçalara ayırdı Burak.
Onları da boyadık.
Bugün askıları taktık yarın ağacın tamamını süsleyeceğiz.
Biz İstanbul’dan evimize kaçıyoruz….ormana…

oh lovely day / çukurcuma

oh lovely day
sweet day
walking around
friends & happy day
big food
walked and talked
ate and laughed
crazy town crazy people
taşaksızlar
taşaksız mıdır acaba
bikini giyemeyen
pudrasız gezemeyen
işi bıramayan
ne bileyim çocuk yapamayan
evlenemeyen
iş kuramayan
falan ve de filan
Ne güzel şeysin sen!
“Hayat telaşı”
“Yuvarlanıp gidiyoruz”
“Bi koşuşturma içindeyiz işte”
Gibi beylik lafların anlamlarını ben anne olunca anladım.
Anladım ki meğer daha önce hiiiç telaşla hayata yuvarlanmamış,
onca iş güç arasında işte sabahlarken bile koşturup durmamışım.
Bir sahnede:
salondan bangır bangır tv sesi ve karşısındaki çocuk, onun saçını çeken diğer bir çocuk,
ağzının ucunda sigara, kafada bigudi, hamile ve kucağındaki bebek kalçasında yanlanmış,
elinde tahta kaşık tencerede kırmızı soslu bir yemek döndüren kadın
Sana sesleniyorum :
bunca yıl seni kınadım,
şimdi saygı duyuyorum!
Tüm olanlara rağmen başlıkta kalan yüreğim.
Derin seni seviyorum.
Gözümün ilk gördüğü
Bu sabah yine her sabah gibi sabahın köründe uyandık.
Ama kızamadık.
Kaşık
Derin artık kaşık koleksiyonu yapıyor.
Ben kaşığın ne güzel bir nesne olduğunu keşfediyorum.
Ka şık

les grains de baobab pour notre p’tit
Thanx to Ekin,
We’ll have our baobabs in our garden :)
değiştirdim
Blog’umu. Sonunda. Bundan sonra farklı.
Benim gibi. I am new me.
Ama şu 2 dil problemini çözemedim. Olsun.
Bi de kendi kendime konuşuyormuşum hissini. Olsun.
Tihihihih
Neden sahte bir kibarlık kovalıyoruz
Ya da dürüst bir kabalığa şapka çıkartamıyoruz?
Neden facebook’ta sadece ‘like’ butonu var?
Zaman geçtikçe yani -açık açık- yaşlandıkça eleştiri almak zor geliyor sanırım.
Bence bu birde değişme şansı azalmakla alakalı. Ağaç yaşken eğilir.
Pohpohlanmak için görüp geçirdik sanki. Hayır. Aslında zamanı durduramadığımız için gördük ve geçirdik.
Yine hatırlasana, zaman gelip geçti ve hatta ilacı zaman olan şeyler de geçti, az biraz ya da tamamen silindi.
Bir bizim için değişim şansı olan eleştirilere verdiğimiz tepki zamanla azalacağına silinemedi gitti, çoğaldı.
Ya da çoğalanlar için konuşuyorum.
Bir arkadaşım iki insanin arasindaki uzaklik nasıl ölçülür diye sordu.
Belki de zamanla ölçülür. Babam mesela zamanla uzaklaşıyor ya da yaklaşıyor bana. Bunu bilemem.
Tıpkı sahte bir kibarlıkla bana ya da sana yaklaşanların uzaklaşıp yakınlaştıklarını bilemeyeceğim gibi.
Ben seviyorum eleştirmeyi, eleştiriyi. Bana zamanla daha iyi olabileceğimi anımsatıyor, inandırıyor.
Korkmuyorum. Ya da her nevi dürüstlük versus kibarlık.
Sahte kibarlar daha korkunçlar bence, esas bu sahte kibarlık zamanı elimizden alıyor.
Zamanla bir bakıyorsun dokunamayacağın yerlere neler susmuş karşındaki. Ve canın yanıyor.
Keşke değişme şansımı almasaydı diyorsun. Sahte kibar olacağına kaba dürüst olaydı diyorsun.
Bir de bu dürüstlük değil diyenler var.
Derin var sen yoksun
Bu ara hiiç beğenmiyorum kendimi, aldığım kilolar hala burdalar.
Saçım istediğim gibi değil, istediğim gibi giyinemiyorum. Manikürler yaptırıp, parfümler süremiyorum.
Paçozum bu ara fena.
O güzel kızların profiline bakıyorum, moralim bozuluyo. Onların etekleri hiç buruşmuyo.
Uykusuzum bu ara. Bu da güçsüz kılıyo, canım sigara içmek istiyor. İçmek te değil şöyle tellendirmek :)
İçmiyorum, merak etme. Anne olunca bu gibi kararlar kamu malı. Aksini yapacağından da değil de işte kısmen sinir bozucu.
Bu aralar yaz gelmek bilmiyo.
Yine de yanımda uyuyan minik ellere bekınca, hepsi geçecek biliyorum.
Onu koklayınca sarhoş oluyorum.
Minicik bir oğlum var benim, ölçtüm 2 karış :)
Bunca yılda ardından ağladığım ve aşk sandığım onca adam. Ne saçmaymış. Bilmiyodum.
Aşk bu, onlar değil. Aşk ne kuvvetli ve safmış. Şaşırıyorum.
Bu aralar genel olarak
Babam ve oğlum
Dayandığın bir duvarın yıkılması gibi, ayakların boşa adımları, dengesizce. Ben babama dayanırdım ya, herkes biraz dayanır bence. Rüyamda annem ölüyordu. Yeter diyordum, bu kadarı fazla. Hem annesi, hem babası ölür mü insanın. Annenin ölmesi de babadan beter diyordum. Hani ona nasıl dayanırım, nasıl. Neyse ki uyandım.
Rahatlayamadan, babam yine yok al sana işte, nasılsa da dayandım, dayanıyorum ben bu işe.
İnsan seni içime sokasım geliyor derken belki de çocuğundan bahsediyor, ne biliyor ki çok sevmenin dolaylı olarak içine sokmakla alakalı olduğunu. Mesela ben şimdi anladım, Derin doğduktan sonra onu içime sokmak geldi benim içimden.
İçerideyken onun orada olduğunu pek idrak edememiştim hatta son dakikaya kadar, doktor onu çıkartmadan evvel bile inanamadım içimden bir bebek çıkacağına.
Tuhaf bir kafalar. Şimdi anlıyorum ancak bu kadar sevince içine sokasın geliyor yada içine soktuğun için bu kadar seviliyor.
Al işte bu da başka bir kafa karışıklığı sana.
37. hafta
37. Haftaya girdik. Sona yaklaşıyoruz.
Teorik olarak 40. hafta geliyor bebek.
Bu hafta sonundan itibaren her an bekleyin diyorlar.
Hissettiklerimi anlatmak çok uzun. Herşeyden biraz.
Korku, heyecan, sevinç, şüphe, mutluluk, hüzün, telaş, merak, panik, sukunet.
Neyle karşılaşacağımı bilemiyorum.
İktidardan kötü kokular
Keşke ben de oda spreyiyle protesto yapabilsem.
Bu ara ülkemde olanlar yazamayacağım kadar üzüyor beni.
Korkutuyor, karartıyor.
Neler oluyorrr neler oluyor???
33. hafta
Artık son 2, 3 günür ayaklarım ellerim bayaa şişti. Geceleri uyumak epey zorlaştı.
Minik ayaklarını kaburgama dayıyor cücük :)
Bu aralar bebeği olan herkese sorular soruyorum.
Ne kadar detay varmış olayda meğerse, dönenceden diaper çöpüne, küvetten kremlere kadar apayrı bir dünya.
Annem ve Burak bebek gibi koktuğumu söylüyorlar.
Sanırım hormonlar ve salgılardan olsa gerek o muhteşem bebek kokusu annede de oluyor.
Keşke ben de alabilseydim bu kokuyu belki bu ara şişkin göbeğim, ellerim ve ayaklarımın yanında bana biraz moral olurdu :)
Göbeğimi sıvazlıyorum bazen, sanki ona dokunurmuş gibi. Ben onun tekmelerini, dönüşlerini hissediyorsam o da benim onu sevdiğimi hissediyordur bence.
Onunla yatıp onunla kalkıyorum dedikleri cidden doğru tihihihih. Aklım sürekli onda artık.
Hıçkırık
Dün bebeğimi hıçkırık tuttu :)
Tam uyuyacaktım kı, minik minik zıplamalar karnımı dürtüp duruyordu.
Sonra kitaba baktık.
Meğer minik civcivi hıçkırık tutmuş.
20 dakika sonra geçti.
Ne kadar tuhaf ve tatlıydı anlatamam :)
28
28 cumartesi gibi, hatta cumartesi çalışmıyorsan cuma
olsa olsa şeftali
yemeğin de son lokması, hani bitti derken tatlıya geçeceğin.
28imde yaşamadığım kalmadı, babamı kaybettim, evlendim, hamileyim.
İşe girdim, işi bıraktım, okula gittim okulu dondurdum.
28 benim için doğumla ölüm arasında, hayatın özeti gibi bi yaş oldu.
Aslında yakında bitiyor olması neredeyse rahatlatıyor beni.
Çokça hayat üzerine düşündürdü beni bu yaş istemsizce.
Gün oluyor sevdiğim birini kaybetmiş olmayı kabullenmenin ne kadar zor olduğuyla yüzleşiyorum.
Gün geçmiyor, atlatamıyorum.
Hatta kendimi kaybedecek kadar boğulmak istiyorum bu kabullenemeyişe, ağlamaktan patlamak, acımaktan ölmek istiyorum sonra aklıma yeni bir hayatın heyecanı geliyor, onu korumak için için ne kadar acısa da ne kadar gözyaşım olsa da bebek varken bunu yapamayacağıma odaklanıyorum.
Yani yapabilme sınırından beni çekip çıkaran yine o girdaba sokuyor, çünkü ben bebeğimi düşüdükçe birinin bebeği olduğumu, babamın bebeği olduğumu ve o tüm yaşadıklarını yaşarken beni kayırmaya çalıştığında tıpkı benim gibi hissedip hissetmediği merak ediyorum. Ve yine delirecek gibi oluyorum.
Ölümü düşündükçe ister istemez doğumu düşünüyorum. Her ikisinde de insanın aslında ne kadar yalnız olduğunu düşünüyorum. Anlamların zeminlerini kaydırıyor bu iki eylem. Çokça bunu düşündüm sanırım 28′de. İnsanın ezberlerinin bozulması pek güvensiz bir şey. Bildiğim herşeyin alt üst olduğu bir yaştı benim için 28. Ama nedense götüme de en güvendiğim yaş oldu, belki de götüne güvenmenin pek bir anlamı olmadığını anladığım bir yaş oldu. Belki daha cesur bir yaş oldu. Hiç bir şeyin yeterince ciddi olmadığını ve olamayacağını anladığım bir yaş oldu.
28 yaş ile ilgili sana söylemek istediğim bi kaç şey var. Cesur ol, istediğini ol, erteleme, kısa vadede seni mutlu etmiyorlarsa uzun planlarına köle olma, hayat cidden çok kısa ve umulmadık. Ve cidden çok mucizevi.. yaşa…
kapı
bir gün apartman kapısı önünde kardeşimle beklerken
o zili çalıyor
Melahat Teyze kapıyı duymadığı için açmıyor
çalıyor
açılmıyor
durmadan çalıyor
açmıyor da açmıyor
kardeşim deliriyor, kapıyı tekmelerken
derken
20 dakka geçiyor
..
sonra dönüp bana diyor
“senin de şu an kapıyı kırmak geliyor mu içinden yoksa bu ergenlik mi?”
..
ona dedim ki
kadın 1, 2 sene arayla beni takip ediyor.
aksini iddia edebilir misin?
booozaaaaa
bugün serin serin kış gibi, kışın nefes aldığında bazen tazelendiğini hissedersin ya onun gibi.
yürüyüş yaptık el ele tutuşup :)
boza içtim 3 bardak, kokoreç ya da işkembe sevmemek gibi bir şey boza sevmemek te bence.
neden sevmeyeyim ki? neden sevmiyorsun?
bu ara küçük akrobat tekmeliyor da tekmeliyor :)
böylece iletişim kurabiliyoruz onunla.
birinin seni tekmelemesinden keyif aldığın oldu mu?
karaoke yaptın mı ps’te?
kaç kere “take a chance” diyebilirsin ki arka arkaya?
sonra “jackie chan” oluyor.
ne kadar çok buğu var camda
Ve nek kadar çok yağmur yağdı.
Bazen evden çıkmadan oturuyorum, oturuyoruz. Bir tür sarhoş ediyor bu ev hali, saatler birbirine giriyor, açlık, tokluk karışıyor.
Bugün 8 tepsi kurabiye, 2 tepsi poğaça yaptık. Ev tereyağ kokuyor.
Bugün itiraf etmeliyim ki bazen sevmediğim insanların başına kötü şeyler gelince seviniyorum. Yani çok kötü şeyler değil tabi, o zaman sevinmem. Böyle oh olsun dedirtecek şeyler. Küçük kırıcı şeyler. Sanırım beni kırmış insanların demeliyim.
Neyse işte.
Bugün kardeşim beni arasın isterdim. O benden küçük ama bugünlük büyüsün isterdim. O bugün bana iyi gelsin isterdim.
Camlardaki buğu bana ev kurumuş hissettirmesin isterdim.
Bugün dvd’den hamileler için yoga yaparken, en komik harekette sevgilim içeri girmesin isterdim :)
Koko dışarı çıktığında tüyleri ıslanmasın isterdim.
Bugün yemekteyiz ya da fatmagül’den zevk almak isterdim.
Aslında ben bugün böyle geçsin de ben de bunları söyleyim isterim.
C’est tout :)
bu kız için neler derdim
bu kız da pek salakmış demeden evvel düşünmeliyim dedim.
let me know if you need an other format
i am sending you flv
bir takım
profiller var cidden ben bunları facebooktan takip ediyorum
-formalı fotoğraf çektiren erkekler
-hemen soyadını değiştiren kadınlar
bunlar düz yolda tasmasıyla gezen köpeklerden korkanlar kadar gıcık ediyor beni
nar eşkisinden tiskinenlere razıyım :)
my life is brilliant, my love is pure
Çoook değişik.
Çoook güzel, özel, biricik, mutlu, iyi. Hayatı özetlemek için bu ara beyaz demek geliyor içimden.
Hiç te öyle dedikleri hatta sandığım gibi klişe, monoton falan değil. Sevgilim benim canım, kocam demek çok zor hala. Kocamış değil, koca değil, sıcak ve içten o yüzden sevgilimmm.
Bir kere, şimdi bi bebek var benim karnımda ahahahahaha. Plastik bi bebek var aynı onun büyüklüğünde. Her şeyi var. Eli, kolu, bacağı, gözü, kaşı, kalbi, elleri. Bir tek adı yok onun, bir de burda kucağımda oturmuyor sadece.
Şİmdiden hem sabırsızım hem de sabırlı.
Ben bir bebeğin babasından da menkul olduğunu ve bununla gurur duyulduğunu şimdi biliyorum.
Anlatamıyoruuummm. Anlatılır gibi değil ki :)
evet, hem de hamileyim.
Ben küçüklüğümden beri zaten heeeeeep hamileyken evlenmek istemişim.
Sanırım ailedeki gelenek ve deneyimler itibariyle evliliğe hiç heves edememişim.
Tüm heyecanımı bebeğe saklamış, sanki kinder süpriz evlilik te oyuncağı bebek sanmışım :)
Şİmdi bir dolu şey var. Söyledikleri, söylediğim.
Mesela eeeen önce,
hani insana hep anne olunca anlarsın derler ya, aslında hamile olunca anlarsın demeleri gereken bir dolu şey varmış.
Mesela şimdi,
benim en klişe lafım, “en acayibi bir mucizeye tanıklık etmekmiş”
Kendimi alamıyorum, pek te klişe oldum.
Body worlds’e gitmeyin, gelin benle doktor kontrollerine, ultrasonda gördüğün şey sergidekilere 10 basar diyorum :)
Meselaaa,
çıkan göbeğime alışamıyorum bazen.
Bugün elbise alırken arkadaşımın gözlerinin dolması hala çok komik geliyor :)
Çünkü ben hep aynı hissediyorum :)
Mesela bir de,
anlamların shiftleri kayıyor bu doğru.
Babamdan sonra olduğu gibi.
Bundan mı etkilendin diyenlere de cevap veriyorum.
İnşallah etkilenmişimdir.
Babişkosuz… iyi ki doğdun
Bugün babamın doğum günü,
Çok saçma. İlk doğum günü onsuz.
Yani hep düşünüyorum. Bu her insanın yaşadığı bir yandan o kadar sıradan ama herkes için bir o kadar biricik bi deneyim ki.
Mesela ilk defa öpüşmek gibi, ilk defa aşık omak gibi, sanırım doğurmak gibi. Herkesin yaşadığı ama her yaşayanın yaşadığının biricik olması gibi.
Bir dolu (ve eğer normaliyse) insan babasını kaybediyor. Onlar da bunu yaşıyor, her yaşayışta (ki dünyada ne kadar çok) bunu ilk defa tek defa yaşıyor.
Bugün babamı arayamamak beni deli ediyor.
Canımı acıtıyor.
Babamla konuşamamak beni anahtarını kaybettiğim bir kutu başında öylesine durup bakmak gibi hissettiriyor.
Cümleler devriliyor.
İyi ki doğdun babişko.
başka sorum yok
şimdilik.
mesle ben erkek olsam ve bana yöneltilmiş kendimce özle bir soruya cevap veriyor olsam.
-…….ünü kimle paylaşırsın?
-sevgilimle
1)…… belli ki özel bir şeydir, paylaşılması zor bir şeydir.
2) sevgili özeldir ve bu ona bahşedilir
peki
-sevgilinin kim olduğu önemli midir?
başka sorum yok şimdilik
zaten cevabı da biliyorum
bi gün, oldu ama
yazmayı unuttum.
Babamı rüyamda gördüm yine, oldu…
Ben kanser olmuştum. Öleceğimi biliyordum.
Babamla konuşuyorduk.
Öleceğimi biliyordum ve korkmuyordum. Çok sakin ve dingin karşılıyordum. Doğal bir bitişi bekliyordum. Hatta beklemiyordum, hazmediyordum yada kabulleniyordum. Çabasızdı, olması gereken bir şeydi. Sıkıntısızdı. Sadeydi, sıradandı, ertesi güne uyanmak gibi.
Babamla bakıştık. hani o sessiz sorulardandı.
Ben de biliyordum dedi, ben de korkmuyordum.
kırılgan
-ım
sıkılganım
bi an kimselersiz olmak isteyip, kimselere bağlanmamış olmayı dileyip.
şu göbek deliği olduktan sonra, zaten sana sürekli bi bağdan bahsi geçen, ömrün boyunca iz. taşı dur. bu aldırılmaz mı?
Kyle xy olamaz mıyım?
Zizek’in (aşk sevgi nasıl tercüme olacak bu) love is evil deyişine hastayım
Nefret etsek- hani tüm filmlerde dark side (karanlık taraf ? (pek olmadı bu da) ), Lost.. e bu da bi bağ.
Can yakmazdı. (3 harflilerden korkacaksın)
Bak işte yine yaz geliyor, bu da 3 harfli olduğundan mı, yaz göt göbek, papaz erik
Bağımsızlık nasıl ilan edilir, ne secere- ne uyruk- ne de mezosefal kafatası, hep bi etiket hep bi tasarım bir linkler ordusu
“Caucasian” bir CSI bölümünden fırlamış gibi, sölemesi pek tatlı kokeeyjın
sıkılganım, kırılganım, dokunmayın
aksak

ben burada olduğum zaman seni düşünüyorum. nerede olabileceğini. nereye akabileceğini. insanları gördükçe seni düşünüyorum neler yapabileceğini, neler olabileceğini. ben seni sevdim de senin arkandakilerin beni sevmesini bekliyorum. sen neler denebileceğini söylerken ben burda susuyorum. seni dinlemek istediğimde sular akıyor aksak
oneyaaaa
Allahisen…
Ne garip ki sana dünyada 28 sene boyunca, e bu da uzaydan mı geldi dedirtecek muhtemelen 38.
Yaşla başla alakası yok bunun. Orayla burayla da olmasın.
Efendi olun.
İçimi kussam, kusmuğumda boğulacak olan kim ki? Yokkkk
Bırakın beni, cidden.. O yanıkları bilenleyim, her dokunduğunda acıdığını bi o biliyormuş. O yanıklar zaten içten devam eder lisede sağlık dersinde söyledi. Madame Handan, buz koyun, suya tutun, sönene kadar devam eder…
E hey ben sizi,
Kımıl mısınız? Kıkırdak mısınız? Devler ülkesinde cüce misiniz? Kuyruklu musunuz? Nesiniz ya siz?
<3 goodbye
Nice to meet you all dear RAFİNERİ
Caterpillar: Who are YOU?
Alice: This was not an encouraging opening for a conversation. I — I hardly know, sir, just at present — at least I know who I was when I got up this morning, but I think I must have been changed several times since then.
The Duchess:I quite agree with you. And the moral of that is: Be what you would seem to be, or if you’d like it put more simply: Never imagine yourself not to be otherwise than what it might appear to others that what you were or might have been was not otherwise than what you had been would have appeared to them to be otherwise.
Alice in Wonderland
sanırım ben de yemeklere çıkarılan ve çiçekler alınan bi kız olmak istiyorum.
telefonla aranan ve onsuz hayat mı geçer denen.
beklemediği anda onu karşısında gören bi kız olmak istiyorum.
pilot speed 4 u
When I can’t feel you,
I’m not alright, I’m not alright,
When I can’t feel you,
I’m not alright, I’m not alright
pause
wishes, me think and think
can’t, changes in lot of ways
and
irony of belonging
not to panic
slowly
pause
polaroids everywhere
anywhere where “all” is simple?
me away
silence makes me dizzy
some place where all is said
so broken
click to listen
So broken
So broken,
In pieces,
My heart is so broken,
I’m puzzling.
Here I go
Trying to run ahead of that,
Heart break train,
Thinking,
It will never catch up with me.
I’m so broken,
So broken,
I’m trying to land,
This aeroplane of ours gracefully,
But it seems just destined to crash,
I’m so broken,
My heart is so broken,
How can, how can,
And I sense
All continuity
Has vanished away
At one step at a time now baby, baby
I’m so broken
I’m-m-m-mmm…so broken
I’m so…
Completely unhealable, baby
Ohh-er-him
I’m so broken
¿vamos a otra?? otra!!
** sorry for the Icelandic part **
(Deniz Özgün of the day)
















































































