ormanda
Dün Derin’le Maçka Parkı’na kozalak toplamaya gittik. Oraya orman diyoruz.
Kozalakların kimini ağzına kimini çantaya attı Derin :)
Akşam evde boyadık.
Geçen hafta budadığımız dalları testereyle minik parçalara ayırdı Burak.
Onları da boyadık.
Bugün askıları taktık yarın ağacın tamamını süsleyeceğiz.
Biz İstanbul’dan evimize kaçıyoruz….ormana…

oh lovely day / çukurcuma

oh lovely day
sweet day
walking around
friends & happy day
big food
walked and talked
ate and laughed
crazy town crazy people
taşaksızlar
taşaksız mıdır acaba
bikini giyemeyen
pudrasız gezemeyen
işi bıramayan
ne bileyim çocuk yapamayan
evlenemeyen
iş kuramayan
falan ve de filan
Ne güzel şeysin sen!
“Hayat telaşı”
“Yuvarlanıp gidiyoruz”
“Bi koşuşturma içindeyiz işte”
Gibi beylik lafların anlamlarını ben anne olunca anladım.
Anladım ki meğer daha önce hiiiç telaşla hayata yuvarlanmamış,
onca iş güç arasında işte sabahlarken bile koşturup durmamışım.
Bir sahnede:
salondan bangır bangır tv sesi ve karşısındaki çocuk, onun saçını çeken diğer bir çocuk,
ağzının ucunda sigara, kafada bigudi, hamile ve kucağındaki bebek kalçasında yanlanmış,
elinde tahta kaşık tencerede kırmızı soslu bir yemek döndüren kadın
Sana sesleniyorum :
bunca yıl seni kınadım,
şimdi saygı duyuyorum!
Tüm olanlara rağmen başlıkta kalan yüreğim.
Derin seni seviyorum.
Gözümün ilk gördüğü
Bu sabah yine her sabah gibi sabahın köründe uyandık.
Ama kızamadık.
Kaşık
Derin artık kaşık koleksiyonu yapıyor.
Ben kaşığın ne güzel bir nesne olduğunu keşfediyorum.
Ka şık

les grains de baobab pour notre p’tit
Thanx to Ekin,
We’ll have our baobabs in our garden :)
değiştirdim
Blog’umu. Sonunda. Bundan sonra farklı.
Benim gibi. I am new me.
Ama şu 2 dil problemini çözemedim. Olsun.
Bi de kendi kendime konuşuyormuşum hissini. Olsun.
Tihihihih
Neden sahte bir kibarlık kovalıyoruz
Ya da dürüst bir kabalığa şapka çıkartamıyoruz?
Neden facebook’ta sadece ‘like’ butonu var?
Zaman geçtikçe yani -açık açık- yaşlandıkça eleştiri almak zor geliyor sanırım.
Bence bu birde değişme şansı azalmakla alakalı. Ağaç yaşken eğilir.
Pohpohlanmak için görüp geçirdik sanki. Hayır. Aslında zamanı durduramadığımız için gördük ve geçirdik.
Yine hatırlasana, zaman gelip geçti ve hatta ilacı zaman olan şeyler de geçti, az biraz ya da tamamen silindi.
Bir bizim için değişim şansı olan eleştirilere verdiğimiz tepki zamanla azalacağına silinemedi gitti, çoğaldı.
Ya da çoğalanlar için konuşuyorum.
Bir arkadaşım iki insanin arasindaki uzaklik nasıl ölçülür diye sordu.
Belki de zamanla ölçülür. Babam mesela zamanla uzaklaşıyor ya da yaklaşıyor bana. Bunu bilemem.
Tıpkı sahte bir kibarlıkla bana ya da sana yaklaşanların uzaklaşıp yakınlaştıklarını bilemeyeceğim gibi.
Ben seviyorum eleştirmeyi, eleştiriyi. Bana zamanla daha iyi olabileceğimi anımsatıyor, inandırıyor.
Korkmuyorum. Ya da her nevi dürüstlük versus kibarlık.
Sahte kibarlar daha korkunçlar bence, esas bu sahte kibarlık zamanı elimizden alıyor.
Zamanla bir bakıyorsun dokunamayacağın yerlere neler susmuş karşındaki. Ve canın yanıyor.
Keşke değişme şansımı almasaydı diyorsun. Sahte kibar olacağına kaba dürüst olaydı diyorsun.
Bir de bu dürüstlük değil diyenler var.
Derin var sen yoksun
Bu ara hiiç beğenmiyorum kendimi, aldığım kilolar hala burdalar.
Saçım istediğim gibi değil, istediğim gibi giyinemiyorum. Manikürler yaptırıp, parfümler süremiyorum.
Paçozum bu ara fena.
O güzel kızların profiline bakıyorum, moralim bozuluyo. Onların etekleri hiç buruşmuyo.
Uykusuzum bu ara. Bu da güçsüz kılıyo, canım sigara içmek istiyor. İçmek te değil şöyle tellendirmek :)
İçmiyorum, merak etme. Anne olunca bu gibi kararlar kamu malı. Aksini yapacağından da değil de işte kısmen sinir bozucu.
Bu aralar yaz gelmek bilmiyo.
Yine de yanımda uyuyan minik ellere bekınca, hepsi geçecek biliyorum.
Onu koklayınca sarhoş oluyorum.
Minicik bir oğlum var benim, ölçtüm 2 karış :)
Bunca yılda ardından ağladığım ve aşk sandığım onca adam. Ne saçmaymış. Bilmiyodum.
Aşk bu, onlar değil. Aşk ne kuvvetli ve safmış. Şaşırıyorum.
Bu aralar genel olarak
Babam ve oğlum
Dayandığın bir duvarın yıkılması gibi, ayakların boşa adımları, dengesizce. Ben babama dayanırdım ya, herkes biraz dayanır bence. Rüyamda annem ölüyordu. Yeter diyordum, bu kadarı fazla. Hem annesi, hem babası ölür mü insanın. Annenin ölmesi de babadan beter diyordum. Hani ona nasıl dayanırım, nasıl. Neyse ki uyandım.
Rahatlayamadan, babam yine yok al sana işte, nasılsa da dayandım, dayanıyorum ben bu işe.
İnsan seni içime sokasım geliyor derken belki de çocuğundan bahsediyor, ne biliyor ki çok sevmenin dolaylı olarak içine sokmakla alakalı olduğunu. Mesela ben şimdi anladım, Derin doğduktan sonra onu içime sokmak geldi benim içimden.
İçerideyken onun orada olduğunu pek idrak edememiştim hatta son dakikaya kadar, doktor onu çıkartmadan evvel bile inanamadım içimden bir bebek çıkacağına.
Tuhaf bir kafalar. Şimdi anlıyorum ancak bu kadar sevince içine sokasın geliyor yada içine soktuğun için bu kadar seviliyor.
Al işte bu da başka bir kafa karışıklığı sana.
37. hafta
37. Haftaya girdik. Sona yaklaşıyoruz.
Teorik olarak 40. hafta geliyor bebek.
Bu hafta sonundan itibaren her an bekleyin diyorlar.
Hissettiklerimi anlatmak çok uzun. Herşeyden biraz.
Korku, heyecan, sevinç, şüphe, mutluluk, hüzün, telaş, merak, panik, sukunet.
Neyle karşılaşacağımı bilemiyorum.
İktidardan kötü kokular
Keşke ben de oda spreyiyle protesto yapabilsem.
Bu ara ülkemde olanlar yazamayacağım kadar üzüyor beni.
Korkutuyor, karartıyor.
Neler oluyorrr neler oluyor???
33. hafta
Artık son 2, 3 günür ayaklarım ellerim bayaa şişti. Geceleri uyumak epey zorlaştı.
Minik ayaklarını kaburgama dayıyor cücük :)
Bu aralar bebeği olan herkese sorular soruyorum.
Ne kadar detay varmış olayda meğerse, dönenceden diaper çöpüne, küvetten kremlere kadar apayrı bir dünya.
Annem ve Burak bebek gibi koktuğumu söylüyorlar.
Sanırım hormonlar ve salgılardan olsa gerek o muhteşem bebek kokusu annede de oluyor.
Keşke ben de alabilseydim bu kokuyu belki bu ara şişkin göbeğim, ellerim ve ayaklarımın yanında bana biraz moral olurdu :)
Göbeğimi sıvazlıyorum bazen, sanki ona dokunurmuş gibi. Ben onun tekmelerini, dönüşlerini hissediyorsam o da benim onu sevdiğimi hissediyordur bence.
Onunla yatıp onunla kalkıyorum dedikleri cidden doğru tihihihih. Aklım sürekli onda artık.
Hıçkırık
Dün bebeğimi hıçkırık tuttu :)
Tam uyuyacaktım kı, minik minik zıplamalar karnımı dürtüp duruyordu.
Sonra kitaba baktık.
Meğer minik civcivi hıçkırık tutmuş.
20 dakika sonra geçti.
Ne kadar tuhaf ve tatlıydı anlatamam :)
28
28 cumartesi gibi, hatta cumartesi çalışmıyorsan cuma
olsa olsa şeftali
yemeğin de son lokması, hani bitti derken tatlıya geçeceğin.
28imde yaşamadığım kalmadı, babamı kaybettim, evlendim, hamileyim.
İşe girdim, işi bıraktım, okula gittim okulu dondurdum.
28 benim için doğumla ölüm arasında, hayatın özeti gibi bi yaş oldu.
Aslında yakında bitiyor olması neredeyse rahatlatıyor beni.
Çokça hayat üzerine düşündürdü beni bu yaş istemsizce.
Gün oluyor sevdiğim birini kaybetmiş olmayı kabullenmenin ne kadar zor olduğuyla yüzleşiyorum.
Gün geçmiyor, atlatamıyorum.
Hatta kendimi kaybedecek kadar boğulmak istiyorum bu kabullenemeyişe, ağlamaktan patlamak, acımaktan ölmek istiyorum sonra aklıma yeni bir hayatın heyecanı geliyor, onu korumak için için ne kadar acısa da ne kadar gözyaşım olsa da bebek varken bunu yapamayacağıma odaklanıyorum.
Yani yapabilme sınırından beni çekip çıkaran yine o girdaba sokuyor, çünkü ben bebeğimi düşüdükçe birinin bebeği olduğumu, babamın bebeği olduğumu ve o tüm yaşadıklarını yaşarken beni kayırmaya çalıştığında tıpkı benim gibi hissedip hissetmediği merak ediyorum. Ve yine delirecek gibi oluyorum.
Ölümü düşündükçe ister istemez doğumu düşünüyorum. Her ikisinde de insanın aslında ne kadar yalnız olduğunu düşünüyorum. Anlamların zeminlerini kaydırıyor bu iki eylem. Çokça bunu düşündüm sanırım 28′de. İnsanın ezberlerinin bozulması pek güvensiz bir şey. Bildiğim herşeyin alt üst olduğu bir yaştı benim için 28. Ama nedense götüme de en güvendiğim yaş oldu, belki de götüne güvenmenin pek bir anlamı olmadığını anladığım bir yaş oldu. Belki daha cesur bir yaş oldu. Hiç bir şeyin yeterince ciddi olmadığını ve olamayacağını anladığım bir yaş oldu.
28 yaş ile ilgili sana söylemek istediğim bi kaç şey var. Cesur ol, istediğini ol, erteleme, kısa vadede seni mutlu etmiyorlarsa uzun planlarına köle olma, hayat cidden çok kısa ve umulmadık. Ve cidden çok mucizevi.. yaşa…
kapı
bir gün apartman kapısı önünde kardeşimle beklerken
o zili çalıyor
Melahat Teyze kapıyı duymadığı için açmıyor
çalıyor
açılmıyor
durmadan çalıyor
açmıyor da açmıyor
kardeşim deliriyor, kapıyı tekmelerken
derken
20 dakka geçiyor
..
sonra dönüp bana diyor
“senin de şu an kapıyı kırmak geliyor mu içinden yoksa bu ergenlik mi?”
..
ona dedim ki
kadın 1, 2 sene arayla beni takip ediyor.
aksini iddia edebilir misin?
booozaaaaa
bugün serin serin kış gibi, kışın nefes aldığında bazen tazelendiğini hissedersin ya onun gibi.
yürüyüş yaptık el ele tutuşup :)
boza içtim 3 bardak, kokoreç ya da işkembe sevmemek gibi bir şey boza sevmemek te bence.
neden sevmeyeyim ki? neden sevmiyorsun?
bu ara küçük akrobat tekmeliyor da tekmeliyor :)
böylece iletişim kurabiliyoruz onunla.
birinin seni tekmelemesinden keyif aldığın oldu mu?
karaoke yaptın mı ps’te?
kaç kere “take a chance” diyebilirsin ki arka arkaya?
sonra “jackie chan” oluyor.
ne kadar çok buğu var camda
Ve nek kadar çok yağmur yağdı.
Bazen evden çıkmadan oturuyorum, oturuyoruz. Bir tür sarhoş ediyor bu ev hali, saatler birbirine giriyor, açlık, tokluk karışıyor.
Bugün 8 tepsi kurabiye, 2 tepsi poğaça yaptık. Ev tereyağ kokuyor.
Bugün itiraf etmeliyim ki bazen sevmediğim insanların başına kötü şeyler gelince seviniyorum. Yani çok kötü şeyler değil tabi, o zaman sevinmem. Böyle oh olsun dedirtecek şeyler. Küçük kırıcı şeyler. Sanırım beni kırmış insanların demeliyim.
Neyse işte.
Bugün kardeşim beni arasın isterdim. O benden küçük ama bugünlük büyüsün isterdim. O bugün bana iyi gelsin isterdim.
Camlardaki buğu bana ev kurumuş hissettirmesin isterdim.
Bugün dvd’den hamileler için yoga yaparken, en komik harekette sevgilim içeri girmesin isterdim :)
Koko dışarı çıktığında tüyleri ıslanmasın isterdim.
Bugün yemekteyiz ya da fatmagül’den zevk almak isterdim.
Aslında ben bugün böyle geçsin de ben de bunları söyleyim isterim.
C’est tout :)
bu kız için neler derdim
bu kız da pek salakmış demeden evvel düşünmeliyim dedim.
let me know if you need an other format
i am sending you flv
bir takım
profiller var cidden ben bunları facebooktan takip ediyorum
-formalı fotoğraf çektiren erkekler
-hemen soyadını değiştiren kadınlar
bunlar düz yolda tasmasıyla gezen köpeklerden korkanlar kadar gıcık ediyor beni
nar eşkisinden tiskinenlere razıyım :)
my life is brilliant, my love is pure
Çoook değişik.
Çoook güzel, özel, biricik, mutlu, iyi. Hayatı özetlemek için bu ara beyaz demek geliyor içimden.
Hiç te öyle dedikleri hatta sandığım gibi klişe, monoton falan değil. Sevgilim benim canım, kocam demek çok zor hala. Kocamış değil, koca değil, sıcak ve içten o yüzden sevgilimmm.
Bir kere, şimdi bi bebek var benim karnımda ahahahahaha. Plastik bi bebek var aynı onun büyüklüğünde. Her şeyi var. Eli, kolu, bacağı, gözü, kaşı, kalbi, elleri. Bir tek adı yok onun, bir de burda kucağımda oturmuyor sadece.
Şİmdiden hem sabırsızım hem de sabırlı.
Ben bir bebeğin babasından da menkul olduğunu ve bununla gurur duyulduğunu şimdi biliyorum.
Anlatamıyoruuummm. Anlatılır gibi değil ki :)
evet, hem de hamileyim.
Ben küçüklüğümden beri zaten heeeeeep hamileyken evlenmek istemişim.
Sanırım ailedeki gelenek ve deneyimler itibariyle evliliğe hiç heves edememişim.
Tüm heyecanımı bebeğe saklamış, sanki kinder süpriz evlilik te oyuncağı bebek sanmışım :)
Şİmdi bir dolu şey var. Söyledikleri, söylediğim.
Mesela eeeen önce,
hani insana hep anne olunca anlarsın derler ya, aslında hamile olunca anlarsın demeleri gereken bir dolu şey varmış.
Mesela şimdi,
benim en klişe lafım, “en acayibi bir mucizeye tanıklık etmekmiş”
Kendimi alamıyorum, pek te klişe oldum.
Body worlds’e gitmeyin, gelin benle doktor kontrollerine, ultrasonda gördüğün şey sergidekilere 10 basar diyorum :)
Meselaaa,
çıkan göbeğime alışamıyorum bazen.
Bugün elbise alırken arkadaşımın gözlerinin dolması hala çok komik geliyor :)
Çünkü ben hep aynı hissediyorum :)
Mesela bir de,
anlamların shiftleri kayıyor bu doğru.
Babamdan sonra olduğu gibi.
Bundan mı etkilendin diyenlere de cevap veriyorum.
İnşallah etkilenmişimdir.
Babişkosuz… iyi ki doğdun
Bugün babamın doğum günü,
Çok saçma. İlk doğum günü onsuz.
Yani hep düşünüyorum. Bu her insanın yaşadığı bir yandan o kadar sıradan ama herkes için bir o kadar biricik bi deneyim ki.
Mesela ilk defa öpüşmek gibi, ilk defa aşık omak gibi, sanırım doğurmak gibi. Herkesin yaşadığı ama her yaşayanın yaşadığının biricik olması gibi.
Bir dolu (ve eğer normaliyse) insan babasını kaybediyor. Onlar da bunu yaşıyor, her yaşayışta (ki dünyada ne kadar çok) bunu ilk defa tek defa yaşıyor.
Bugün babamı arayamamak beni deli ediyor.
Canımı acıtıyor.
Babamla konuşamamak beni anahtarını kaybettiğim bir kutu başında öylesine durup bakmak gibi hissettiriyor.
Cümleler devriliyor.
İyi ki doğdun babişko.
başka sorum yok
şimdilik.
mesle ben erkek olsam ve bana yöneltilmiş kendimce özle bir soruya cevap veriyor olsam.
-…….ünü kimle paylaşırsın?
-sevgilimle
1)…… belli ki özel bir şeydir, paylaşılması zor bir şeydir.
2) sevgili özeldir ve bu ona bahşedilir
peki
-sevgilinin kim olduğu önemli midir?
başka sorum yok şimdilik
zaten cevabı da biliyorum
bi gün, oldu ama
yazmayı unuttum.
Babamı rüyamda gördüm yine, oldu…
Ben kanser olmuştum. Öleceğimi biliyordum.
Babamla konuşuyorduk.
Öleceğimi biliyordum ve korkmuyordum. Çok sakin ve dingin karşılıyordum. Doğal bir bitişi bekliyordum. Hatta beklemiyordum, hazmediyordum yada kabulleniyordum. Çabasızdı, olması gereken bir şeydi. Sıkıntısızdı. Sadeydi, sıradandı, ertesi güne uyanmak gibi.
Babamla bakıştık. hani o sessiz sorulardandı.
Ben de biliyordum dedi, ben de korkmuyordum.
kırılgan
-ım
sıkılganım
bi an kimselersiz olmak isteyip, kimselere bağlanmamış olmayı dileyip.
şu göbek deliği olduktan sonra, zaten sana sürekli bi bağdan bahsi geçen, ömrün boyunca iz. taşı dur. bu aldırılmaz mı?
Kyle xy olamaz mıyım?
Zizek’in (aşk sevgi nasıl tercüme olacak bu) love is evil deyişine hastayım
Nefret etsek- hani tüm filmlerde dark side (karanlık taraf ? (pek olmadı bu da) ), Lost.. e bu da bi bağ.
Can yakmazdı. (3 harflilerden korkacaksın)
Bak işte yine yaz geliyor, bu da 3 harfli olduğundan mı, yaz göt göbek, papaz erik
Bağımsızlık nasıl ilan edilir, ne secere- ne uyruk- ne de mezosefal kafatası, hep bi etiket hep bi tasarım bir linkler ordusu
“Caucasian” bir CSI bölümünden fırlamış gibi, sölemesi pek tatlı kokeeyjın
sıkılganım, kırılganım, dokunmayın
aksak

ben burada olduğum zaman seni düşünüyorum. nerede olabileceğini. nereye akabileceğini. insanları gördükçe seni düşünüyorum neler yapabileceğini, neler olabileceğini. ben seni sevdim de senin arkandakilerin beni sevmesini bekliyorum. sen neler denebileceğini söylerken ben burda susuyorum. seni dinlemek istediğimde sular akıyor aksak
oneyaaaa
Allahisen…
Ne garip ki sana dünyada 28 sene boyunca, e bu da uzaydan mı geldi dedirtecek muhtemelen 38.
Yaşla başla alakası yok bunun. Orayla burayla da olmasın.
Efendi olun.
İçimi kussam, kusmuğumda boğulacak olan kim ki? Yokkkk
Bırakın beni, cidden.. O yanıkları bilenleyim, her dokunduğunda acıdığını bi o biliyormuş. O yanıklar zaten içten devam eder lisede sağlık dersinde söyledi. Madame Handan, buz koyun, suya tutun, sönene kadar devam eder…
E hey ben sizi,
Kımıl mısınız? Kıkırdak mısınız? Devler ülkesinde cüce misiniz? Kuyruklu musunuz? Nesiniz ya siz?
<3 goodbye
Nice to meet you all dear RAFİNERİ
Caterpillar: Who are YOU?
Alice: This was not an encouraging opening for a conversation. I — I hardly know, sir, just at present — at least I know who I was when I got up this morning, but I think I must have been changed several times since then.
The Duchess:I quite agree with you. And the moral of that is: Be what you would seem to be, or if you’d like it put more simply: Never imagine yourself not to be otherwise than what it might appear to others that what you were or might have been was not otherwise than what you had been would have appeared to them to be otherwise.
Alice in Wonderland
sanırım ben de yemeklere çıkarılan ve çiçekler alınan bi kız olmak istiyorum.
telefonla aranan ve onsuz hayat mı geçer denen.
beklemediği anda onu karşısında gören bi kız olmak istiyorum.
pilot speed 4 u
When I can’t feel you,
I’m not alright, I’m not alright,
When I can’t feel you,
I’m not alright, I’m not alright
pause
wishes, me think and think
can’t, changes in lot of ways
and
irony of belonging
not to panic
slowly
pause
polaroids everywhere
anywhere where “all” is simple?
me away
silence makes me dizzy
some place where all is said
so broken
click to listen
So broken
So broken,
In pieces,
My heart is so broken,
I’m puzzling.
Here I go
Trying to run ahead of that,
Heart break train,
Thinking,
It will never catch up with me.
I’m so broken,
So broken,
I’m trying to land,
This aeroplane of ours gracefully,
But it seems just destined to crash,
I’m so broken,
My heart is so broken,
How can, how can,
And I sense
All continuity
Has vanished away
At one step at a time now baby, baby
I’m so broken
I’m-m-m-mmm…so broken
I’m so…
Completely unhealable, baby
Ohh-er-him
I’m so broken
¿vamos a otra?? otra!!
** sorry for the Icelandic part **
(Deniz Özgün of the day)
bugün bu şarkıyı dinleyip burda kahve içsek ya baba
click here to listen:
01 La Falsa Moneda 1

anneannem dijitürk ve türksel ve flaşbellek ve vınn
Annem, anneannen artık dijitürkü bıraktı türkselle tepişiyo dedi.
Bi ara sürekli dijitürkü arayıp adamları delirtiyordu ekran yarım, görüntü yok, sesi açamıyorum vs gibi türlü çift kumanda kaynaklı mevzuular yüzünden hergün olay vardı.
Şimdi de türkselciler kontörlerini çalıp hattını kapamışlar.
Neden dedim.
“Açıyorum telefonu, çevir sesi gelmiyo” diyo.
Annanemin çenesinden bıkan türksel 30 kontör hediye etmiş. Annem de hala bu ev telefonu gibi değil anne çevir sesi yok bunda deyip gülüyor.
“heeeee” diye anladım efekti veriyo annaane.
Bakalım- şimdi de bi “flash bellek” (öyle diyor) alsanıza bana benim ki doldu üzerine çeker eskiler yanacak diyor. Annem yine mantıkla başlayıp e anne bu kaset değil ki üzerine çeksin
Umudu kesen anneannem bana- koçtaştan alsana bana yenisini diyor, şüphe içinde koçtaşta flaşbellek mi varmış?
Bu sefer de annem -teknosa demek istiyo- diyo
hay allahım :))) -ne alaka?
Meğer dijitürk yerine bi uydu almış annaane beğendiği programları flaşa kaydediyomuş. Dijitürk savaşını kazanmış böylece.
Ben de bugün “vınn”landım. Gel de bunu anlat ki bu flaşbellek değil işte vınn vınnnnnnn..
Çoook güldüm bugün


























































































